136 yil önce 2. Abdülhamit Japonya'ya robot hediye etti. Insan seklinde tasarlanan ve ismi “Alamet” olan robotun özelligi ise sema edip yarim metre yürüyebilmesi ve her saat basi ezan okuyabilmesiydi.
1887 yilinda Japon imparatorunun yegeni Prens Komatsu bir savas gemisiyle Istanbul’a gelir. Abdülhamid Han’a birtakim hediyeler takdim eder ve sultan ile görüsmelerde bulunur. 1889’da ise; Japon Imparatoru Meiji, Istanbul’a özel elçiler gönderir. Bu elçilerle birlikte; Sultan Abdülhamid Han’a özel hediyeler ve bir de özel bir mektup gönderir. Gönderilen bu hediyeler içerisinde; Japonya’nin en büyük nisani olan “Büyük Krizantem” nisani da vardir. Bu nisan Sultan’a takdim edilir ve özel mektupta ise; Imparator Sultan’dan, “Islam dini, ilim ve teknolojik gelismeler, vakiflar, hayir kurumlari vs. konulari ile ilgili olarak kendilerine Japonca ve Fransizca olarak bilgiler” gönderilmesini rica eder. Abdülhamid Han konuyu Seyhülislam Cemaleddin Efendi’ye açar. Osmanli’nin bilgi ve teknolojisi hakkinda bilgi isteyen, deniz asiri bir ülkeye, eli bos elçiler gönderilemezdi. Ilk etapta, tezhipli bir Kur’an-i Kerim ve birçok hediye, elçilerle Japon imparatoruna gönderilir. Diger bilgiler için de süre istenir. Bu süre zarfinda Sultan Abdülhamid Han, Yeni Kapi Mevlevihanesi saat sanatkari, Musa Dede’yi huzuruna çagirir. Musa Dede saat mekanigini çok iyi bilen birisiydi. Sultan, Musa Dede’den “çok iyi bir ekip kurarak, daha önce hiç yapilmamis, esi benzeri olmayan, teknolojik bir saat yapmasini” ferman buyurur. Musa Dede yedi kisilik bir ekip kurarak çalismalara baslar. Birkaç gün sonra, Sultan Abdülhamid Han, çalismalar hakkinda bilgi almak için Musa Dede’yi tekrar huzuruna çagirir. Musa Dede ve ekibinin çizdigi projeleri inceler fakat pek tatmin edici bulmaz. Bunun nedeni ise çizilen projelerin diger klasik saatlerin degisik versiyonlari olmasidir. Huzurda bulunan Dervis Dede’ye fikri sorulur, Dervis Dede kagittaki çizimleri inceler ve söyle der; “Bu saat semazen seklinde olsun. Her saat basi kollarini açip sema etsin ve gong çalsin.” Sultan Abdülhamid Han, projeyi eline alir, dikkatle inceler, tefekküre dalar ve dahiyane fikrini ortaya atar; “Hayir gong çalmasin! Ezan okusun. Öyle bir tertip yapin ki ezan okusun.” der. Kagida birkaç ayrinti çizip Musa Dede’ye verir Sultan. Guguklu, körüklü, degisik melodili saatler mevcuttu. Bunlar, körük ve mekanik düzenlerle halledilebilirdi fakat ezan sesi insan sesiydi. Musa Dede, Sultan’a; “Efendim bu nasil olur?” demeden huzurdan çikmisti. Musa Dede bu düsüncelerle sahaflari dolasirken Fakir Dede’ye rastlar. Fakir Dede, Melami Mevlevi mesreb bir zatti. Musa Dede, konuyu gizlice Fakir Dede’ye açar. Fakir Dede, Musa Dede’yi neseye bogan su bilgileri verir, “Frenk icadi gramofondan ilham alinabilir.” Hemen çalismalara baslanir. Kisa bir süre sonra, semazen seklinde, normal bir insan boyuna yakin saatli bir robot yapilir. Robotun özellikleri ise; “Kaideye oturtulmus gövdesi saat basi sema ediyor, bu esnada kollarini açiyor, gümüs levhalardan yapilmis etekleri açiliyor ve ayni anda ezan okuyordu. Etek kisminin üstündeki mazgallardan ezan sesi geliyordu.” Öyle bir mekanizma kurmustu ki tüm bunlari yaparken yarim metre yürüyor, hem dönüyor ve ezan bitince de tekrar yarim metre geri giderek yerine dönüyor; kollarini ve eteklerini indiriyordu. Robotun tamami gümüs ve altin kaplamadan yapilmisti. Robotun arka kisminda kurma yeri mevcuttu ve yedi günde bir kuruluyordu. Robotu Sultan Abdülhamid Han’a gösterdiklerinde, Sultan çok begenmis ve biraz da saskinlikla; “Bunun ismi Alamet olsun. Bu tam bir alamet!” der. Alamet’in, gövdesinin boyun kismina yakin yerinde; altin islemeli ay-yildiz, etegindeki mazgallarinin altinda ise Osmanli Devlet Armasi bulunuyordu. Sag kolunun altinda ise bu projede yer alan ustalarin isimlerinin bas harfleri mevcuttu. Sultan Abdülhamid Han; asrin harikasi, sanat ve teknoloji eseri olan, ezan okuyan bu robotu, Ertugrul Firkateyni ile Japon Imparatoruna, özel bir mektup, baska hediyeler ve nisanlar ile beraber gönderir. Firkateynin, kafile baskani Albay Osman Bey, gemi komutani da Yarbay Ali Bey’dir. Temmuz 1889’da Istanbul’dan yola çikan gemi, 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’nin Yokohama limanina varmis ve Japon Hanedani’nca görkemli bir törenle karsilanmistir. Japon elçiler Istanbul’a gelip, Sultan Abdülhamid Han’a Japonya’nin en büyük nisani olan Krizantemi verdiklerinde, mukabiliyet esasina göre, kendilerine Abdülhamid Han’in Osmanli Devleti adina Japon imparatoruna nisan verip vermeyecegi sorulur. Bunun üzerine Ertugrul Firkateyni ile Osmanli Özel Nisani ve yaninda diger hediye ve nisanlar, Osman Bey tarafindan Japon imparatoruna takdim edilir. Tarih kitaplari ve Osmanli Arsivlerinde bu olaylar belgelerle beraber sabittir. Bilinmeyen konu ise; bu zamana kadar söz edilmemesinin nedenidir. Bu isin sirri da sudur: Belgeler de söyle der; “Osmanli nisanlari, hediyelerle beraber Japon imparatoruna takdim edilmistir.” Bu kisimlar Japonlara ait belgelerde ise su sekilde mevcuttur: “Osmanli Devleti adina, Sultan Abdülhamid Han’in elçileri, Osmanli nisan ve hediyelerini Japon imparatoruna sunmuslaridir.” isin püf noktasi, Alamet’ten bahsedilmemesinin sirri burada saklidir. Osmanlica, alamet demek, nisan, isaret demektir. Yani alamet kelimesinin Osmanlica lügat karsiligi nisandir. Iste sir budur. Alametten; Nisanlar ve Hediyeler olarak kayitlarda bahsedildiginden, Alamet adeta kamufle olmustur. Yani bilerek bir saklama yoktur. Bilinmez ama bilinen bir sey varsa; ilk ezan okuyan ve robot sayilabilecek saati dünyada ilk defa Sultan Abdülhamid Han sahneye çikarmistir. Alamet’in tek resmi, Yildiz yagmasinda yanmis olup, deforme olmus haliyle geriye kalan parçasina baktigimizda; bu projede yer alan ustalardan birinin elinde kurma kolu görülmekte, yaninda ise Alamet bulunmaktadir. Resmin üzerinde, silinmis Osmanlica yazilar ve bir kösesinde silinmis Japonca harfler yer almaktadir.